3 Şubat 2017 Cuma

duvar halısı

yere serilen sofralara kurulmuş bir çift göz,
en az bir sevgili kadar ağlatan soğanı
henüz ortadan ikiye kırmış,
daha güvenli elbet
ceylan desenli duvar halısının ardı
merkez bankası kasasından bile,
karşıma gelen her yumurtanında umutları
vardır,
ekmek batırıp sarısını beyazına katana dek,
tıpkı benim gibi,

kanlı savaşçı

o taşlı eğreti yolu,
düzmece bir gerçeğin
haklı yalancısı olarak yürüdüm,
ellerimle öğüttüğüm mısır taneleri kadar
düğüm var boğazımda,
çözüldükçe üşüyor buzlarım,
duvarlar isleniyor
bu kör yangınında mevsimin,
baykuşlar içleniyor bu kör karanlığında gecenin,
ve ben,
çağ açıp çağ kapatan bir savaşın
en kanlı savaşçısı bile olamazken,
hangi takvime göre
ne cürretle hüzünleniyorum,
bilmiyorum,

pazar

kurulmuş bir pazara giren
küçük çocuk huzursuzluğuna bürünmüş şehrin,
en güzide caddesine tutulmuşum,
zira o cadde çiçek yetiştirmiştim,

hudutsuz

aradığım huzura ulaşılamadığım,
adını toprağa değdirsem,
coğrafyam değişir, eğitim sistemi alt üst olur,
saçlarına ellerimi dolasam,
bayram sabahı parklarıma cebi şeker dolu çocuklar dolar,
gönlüm okyanuslarla hudutsuz
lakin seni taşırmaya yetmez,
cürret edilemez gözlerine
sarf ettiğim her cümle,
beni bu diyarda şair etmez,

pervasız

bütün afilli olaylar,
gazete sepetlerinde kaldı
sobada yanmaya hazır,
pervasız bir döngü bu
kilometrelerce hudutsuz,
gittiğin yollar bile
hatırlatır, beni sana,
belki nefret belki hasretle,
okuduğun kitapta çizdiğin
her satır, ben olacağım,
fakat ömrünü
sevdiğin her şeyde
bir tane ben bulamayaşına adayacaksın,

anka kuşu

atsan atılmaz satsan satılmaz bir ülkenin,
herhangi bir kasabasında,
ikinci bir şansla salındığı hayatla haşır neşir,
gülüşü yağan kar kadar saf ve temiz,
yüreğini omzunda taşır
ve gün, saçlarından batar,
anka kuşundan seyrederim güzelliğini,
yüzü savaştan çıkan bir şehrin ortasında,
çalışır durumda ki lunapark,
ve sarmaşıklar gibi sararım,
sesini,
kulaklarımla,

tahterevalli

ağırlığım, bir tahterevalliyi yerinden kıpırdatacak mahiyette değil,
henüz ilk kavgamı etmedim, seninle,
ruhum
yüreğini ısıtmıyor,
gelip geçtiğim yollardan,
geri dönüyorsun,
fasulye sırıklarının boşa çıkması gibi,
kalakaldım kuru toprakta,
hayallere basmak mümkün ve can yakıcı
ve gülebiliyorsam,
gökyüzünü görebildiğimden,

doğa kaçkını

sarkmış balkondan
ruhsuz bir çift ayak,
doğa kaçkını bir atkı
hadsiz bir objektife sığınmış çoraplarla

çadır

fermuarını açınca çadırımın,
güneş ayaklarıma doğdu,
pamuktan bir prenses gibi anasından,
dinlediğim her anısında
biraz elma şekeri buldum,
arabasında seyahat ettiğim
o kumral abinin,
ölünce ruhunu aldım,
yastığıma konan
gökkuşağı kanatlı kelebeğin,

cehalet

kahve kokusuna karışan zulüm,
okundukça okunan kitaplarla
savaşmakta,
mümkündür cehaleti yenmek
sohbetle
ve mümkündür sevmek
yürekle,

üçüncü sayfa

yeni olan şeylerle bir barışamadın,
bir sevemedin,
ah ne çok anlamadılar seni,
duvarlara yazdın,
mektuplar döktün,
olmadı,
gazeteden elbiseler diktin kendine,
belki bir umut anlarlar,
diye, olmadı,
ben enerji üretmeyen bir rüzgar gülü oldum,
taşranın en yüksek yerinde
ve
ateşe verdim bu mahalleyi
üçüncü sayfa haberine çıkar,
ruhuna sarılırım belki,
diye,