1 Ocak 2017 Pazar

aşçı

gölgenin gölgesinde,
zaman, rakamları değiştiren bir aşçı,
her gün menüyü tazelemekten farksız,
dönüp dolaşılıp aynı yere geliyor insan,
aşktan, ayrılıktan, hüzünden, neşeden
bir tatil günü işe gitmek zorunda olan işçi gibi,
görüntüler sadece yanılsama,
bu gece hepiniz güzel olsanız ne olur,
yürekten göremedikten sonra,
hadi şimdi sayın beşten geriye kaybettiklerinizi,

mutabık

henüz kış gelmedi şehrine,
ben onu ,
kalemimle gezdiriyorum,
diyar diyar,
saçları sarı papatyalarla örtülü bir tabiat,
kaybolmak mümkün 
ikili ve üçlü atarken ağzıma o minik yumuşak şekerleri,
zaten ben bir şeker yerken,
bir de saçlarıma dokunulunca kendimden geçerim
güneşin bile değemediği
göğsünde ,
huzur adına
tüm organlarımla mutabık olduğumda,
kalemiyle bir buğday tarlasını süremez,
ama çizer,
ve ben doyarım,
buğdaysız,
ekmeksiz,
aşsız,
susuz,
yanıbaşında,
saçlarından güneşi doğuran,
sen,
sen ne güzelsin,

çam

tabure ve çam ağaçlarının sohbetine şahit olmak adına,
damdan düşer gibi
geçtim karşılarına,
bana da bir çay söylediler,
gördün mü dedi çam,
oturduğumuz masayı göstererek,
nereden nereye?

fena

sırılsıklam olmuşum dedi çantam,
bazen dedim olur öyle,
hem fena mı belki ruhun temizlenir,
ama seninde ayakların ıslanmış, dedi,
desene dedim ayakkabılarım bulutlanmış,

dar boğaz

dar boğazlı gelirlerlerim oldu,
fakat ben hep kendimi aşmak adına
olduğum yerde saymadım,
zıpladım,
hoş,
bu da işe yaramadı,
diğer her şey gibi,

çay bardağı

mesafeli yolların düşmanı bir karınca,
hiç çay bardağında kahve içmemiş
lakin en içten şiirleri
geceleri karnına dizlerini çekerek okumuş,
güzelliğini anasından babasından değil,
tabiattan almış,
bütün kırlar karşısında selam durmuş,
koşar adım değil,
ağır ağır başlamış sevmeye
ve sevdiği her saniye,
çekirdek kabuğu taşımış sırtında
ölene dek,
kim bilir,
belki sırtımı döndüğüm yerden 
bana bakıyordur,