26 Aralık 2016 Pazartesi

zürafa

uzaksın,
uzanabilmek için karanlığın içinden,
sana
zürafa olmayı isterdim,

terbiyesiz

bu karanlık almış başını gitmiş,
ben,
ben terbiyesizleşmişim,
gözlerinizi fotosentezle boyuyorum,
koşabilmek için,
renkli çoraplar giyiniyorum,

musluk

bir sandalyeye oturmuş kitaplarımla,
kanıyorum, en sağlıklı halimle,
belediye bir havuz kursa güzel süs olur damarlarımda akan kandan,
hani fıskiye dediklerinden,
sonra el alem gelip izler beni,
asgari hayatlı varoş mahalle çocukları doluşur içime bir yaz vakti,
beyazdan griye çalan o minik çamaşırlarıyla,
sonbaharda yapraklar kaplar üstümü,
sararırım,
utangaç olurum,
zira biraz kirlenirim,
kışın donmayım diye kaparlar muslukları mı,
ben her bahar yeniden coşarım,

ceyran

kapıdan çıkıp gittim,
çarptım yüzünüze
sokulup içime ağlamaklı nasihatler verdim kendime,
bunca yıldır yaşıyorum ne geçti elime,
yavaş yavaş ölüyorum,
neyse ki yarışlarda tavşanı yenebiliyorum,
hikaye bile olsa,
koşabildiğime geniş düzlüklerde vuruldum bir güzele,
sonra kalabalık caddelerde kalakaldım bi başıma
bir de seni sevmek çıktı başımıza,
sevgim bile benzerdi sana,
oysa düşlediğim,
karanfil bahçelerinde bir piknik tüpüyle çay demlemekti,
çetin geçer geceleri derlerdi de inanmazdım,
benden gittiğin gecenin
-ertesi değilde bir sonraki geceden itibaren-
şahit oldum dolunayı her batırışım da,
çetin geçti, geçiyor
oturdum birer çay içtik,
ona senden bahsetmedim de üstelik,
çetin be dedim giderken,
kapıyı örtte ceyran yapmasın,

çığlık

sessizlikten tutuklanan kadınla
çığlık atma hakkını hep kötüye kullanan memur,
köşe başında görüşemediler,
öldüler,

hiyerarşi

hiyerarşik kavgalarım olmadı belki,
ama hiyerarşik sevgiler besledim
ruhumun kraliçesi dediğime,
gönlümün yarısı boş mu
yoksa dolu mu gibi
aslında hiç de felsefi olmayan,
düşüncelere sarıldım
aynı yer de farklı masalarda oturduğumuzda,
ömrü kısa bakışlarımız oldu
kalabalıktan süzülüp yiten görüntülerimiz de,
kahve kokusuna karışan kokun yansıdı bakındığım camda,
benzettiğim şeyin sana benzediğini,
hatta sen olduğunu hissettim
parmak uçlarımda dahi,
ve sen görme diye sırtı dönük buğulandım,

insan

insanlardan daha çok şey anlatır martı sesleri,
ve kayalara vuran dalgalar daha şairdir,
şairlerden

20 Aralık 2016 Salı

yâd

buzların ardından bakıyorum sana,
buzlara yazıyorum,
henüz katıyken,
o diye başlıyorum,
güzel cümleleri olan,
güzel dudaklara sahip,
ve dört gözle beklenen,
uzak,
yabancı,
gezmesini seven,
gülmesini bilen,
ismi özel,
huysuz bazen,
sinir eden,
yüreğim elinde olanım,
yanımda olmayanım,
yâdında olduğum,
soğuk,
gece gibi dingin ve sessiz,
gündüzden uzak,
gece benim için yaratılmış gibi,
bütün hayatım gece gibi,
ve her gece,
ve dahi fazlası,

kabak

saklambaç oynarken ben hep duvar olurdum kitaplık rafında,
kahvaltıda masadan damlayan reçel de bendim
çaresiz bir yerçekimine yenilmiş,
ben o geç gelen bahar,
ben yalnızca bir kabak tatlısıyım,
ben tekerleğinin biri aksayan bi at arabasıyım,
arızalı ama iş görüyorum,
bütün kendimleri aldım, gidiyorum,
ama nereye kadar götürürüm,
bilemiyorum,

isa

küçükken sahip olduğum oyuncak sepetinden çıkmış gibisin
hazreti isa tasvirlerinden daha fiyakalı ruhun,
bir şarkının içinde buldum fotoğrafını,
biraz buğulanmışsın,
nefesimle mi çizdiler seni?
yükseklere çıkmış bir uçurtmayım,
salına salına seni ararım kuş bakışı,
kana bulanmış şehrin,
en temiz caddesinde gibisin,
ışıklara sığınmış,

16 Aralık 2016 Cuma

atlı karınca

kış,
üşümüş ağaç dalları birbirine kenetlenmiş,
sen atlı karınca da birbirine koşan
ama asla yetişemeyen minik kurbağasın
ve ben koşuyorum dönerken sen,
yamacında,
başımı döndürüyorsun

15 Aralık 2016 Perşembe

gel

gel
ruhunu atlarımın yanına
bağla,
dışarısı soğuk,
bu geceyi burada geçireceksin,
göğsümde

ışık

ayaklar altına aldığım
yağmur sularına inşa edilen
yirmi yıllık projeli bir baraj,
anlamamanın ağza bıraktığı
o tatsız turuncu şurup,
deva olmadı hiç bir derdime,
zaten yüreğim ayazda kalıp
çatlamış dudaklarla
öpülmüş falan da değil,
üstelik toplu taşıma saatleri de seyrekleşmiş,
kim bilir hangi trafik ışığında kaldı yine anılar,
kim bilir kaç kişi atladı
o ışıklı,
o görkemli köprüden,

tel

alacalı bulacalı bir şemsiye
askıdan çıkıp kurtulmak için,
yağmuru beklemiş,
yağmura direnmiş,
anılar biriktirmiş,
rüzgara karşı durmuş,
ardına bile bakmadan uçup gitmiş
ama bir tele boyun eğmiş,

12 Aralık 2016 Pazartesi

poşet

ulaşamadığım bütün etler zehirli,
çıktığım her yolda ellerimle dikenli tellere takıldım,
bir poşet,
belki de bir çuvaldım,
parçalanmış,
arkasından koştuğum bütün trenler hızlı,
uçurduğum bütün kuşlar hastalıklı,
yeşerdiğim yerde bombalar patladı
ve nefesi kesilen bütün canlılar,
ülkemin vicdanı,

sardunya

gölgemde saklısın,
güneşe gerek yok açığa çıkman için,
biliyorsun,
bazen yüreğimle sohbetlerim olur,
genelde senin bahsin açılır,
yine saçlarından başlıyorum muhabbete,
susturamıyorum kendimi,
sonra gözlerin ele geçiriyor kelimeleri,
merdivenleri kullanmıyorum sana koşarken,
ruhum yetiyor,
bir adım da şehirler geçiyorum,
bir nefeste içimden geçiyorsun,
ormanın kralı dedikleri sensin,
tabiatım senden başkasına boyun eğmiyor,
tabiat anamın ellerini öpmeye muktedir gönlün,
ve beni sarıp sarmalayan sardunyalardan da güzel ellerin,
sen,
bilinmeyen düşlerim,
senin ulaşılmayan şehirlerim,
sen okumadığım kitaplarım,
sen hayatıma katılan gizemim,
şimdi yıkılsa dünya,
tekrardan senin yamacına kurarım taşramı,
ve seni yaşarım hayat diye

10 Aralık 2016 Cumartesi

geyik

paspal bir geyiğin
hüzünlü buruk tüyleri,
nadide bir çiçeğin
kırık dökük dalı,
huzursuz bir şairin
eğreti şiiri,
sıcak bir düşün
soğuk solgun kahramanı,
eski bir adamın
eski eşyaları,

boğaz

martılara atılan her simitle,
boğazıma durdu, koca İstanbul,

jeton

jetonla çalışıyorum bu günlerde,
içime attığım kederle faaliyet gösteriyorum,
bir kafesin içinde,
bir lirayım

çiğ

belki de korkulması gerekir çiğ et yiyen tavuklardan,
dağda ses yapınca gümbür gümbür gelen çığdan daha çok üstelik...
bir başımıza kurduğumuz dünyanın
sıcağı da soğuğu da biziz,
hayat üstümüze düşen kar taneleri,
hayal karşımızda tüten ateş
ve biz uzanıp tuttuğumuz ellerimiz,
ne kadar sıkı sarılırsak o kadar iyi
ve ne kadar kara batarsak gönlümüzle,
o kadar üşümeyiz...
kahveleri hazır et,
botlarımı giyip,
geliyorum,

melodi

dağları aştım geldim,
ellerimde çiçeklerle,
yüreğine serptim,
gül kokulu bahçelerine doğru uzandım,
kalbini dinliyorum,
hiç bilmediğim
ve çok sevdiğim bir melodi bu,

el arabası

bir el arabası,
bir gün parka gitmiş,
hava bozmuş,
herkes dağılmış evine,
el arabası
hala salıncak sırası bekliyormuş,

29 Kasım 2016 Salı

kızılderili

ve eğer bilseydim,
seni fransızca öper
sana italyanca sarılırdım,
şimdi ise bir kızılderiliyim karşında,
ilk insanım,
yüreğinde kendimi icat edeceğim,
ateşle,

kozalak

yeşil kalsa da her mevsim,
yaprak döken diğer ağaçlara ayıp olmasın diye
çamlar,
kozalaklarını dökerler
bir sonbahar vakti,

model

fiyakasız eski bir modelim,
renkli ışıklarla bezensem de,
sırıtıyorum aranızda,
masmavi
ruhumla,

seccade

güneşe çıkmış,
yaşlı bir dede,
yalnızlığı
gözlük,
ağrısı
diz,
sevinci
diş,
ruhu
seccade,
huzuru
kuran,
beklediği,
ölüm,

boğdum

bir gece düşümde gördüm çocukluğumu,
uyuyordu,
ve gece vakti,
nefesimden dahi rahatsız olmasın diye,
kendimi boğdum,
ellerimle,

26 Kasım 2016 Cumartesi

kedi

kedileri sevmezdi,
beni kedilere benzetirdi bazen,
beni severdi,
ben sokakta dolaşan yeşil bir kedi,
üşüyorum,
şiir bile ısıtamıyor içimi bazen,
türküler sarıyorum kendime
çare olmuyor,
kitaplar örtünüyorum nafile,
merdiven inerken
ve çıkarken de ayrıca,
üşüyorum,

25 Kasım 2016 Cuma

yasa

o denize karşıydı bende ona,
hükümetin yaptığı yasaya karşı olmaktan farklıydı biraz,
sevecendi,
içtendi,
çayı demler,
sohbete dalıp ocakta unuturduk,
güzeldi,
ve uzaktı...
dağları denize paralel,
sandalyesi dik uzanırdı,
benim ellerim ise uzanmazdı,
uslanmaz bir yaraydım hücremde,
elleri bana da uzandı,
doğayı,
yeşili,
birde kollarını açmayı severdi,
kuşlara tutuna tutuna gezer,
ağaçlara salıncaklar kurar,
uçsuz bucaksız yollar da,
kaybolmak isterdi,
yüreği sıcacıktı,
kışın bile,
ve bana ait olan her şey,
biraz da onundu,

omuz

dökülüyorum dünyana, mevsim
belki bir gün şehrine gelirim,
zıplaya zıplaya,
yüreğinde ki,
ve eğer gelirsem,
sonbahar isterim,
saçların,
omzuma
dökülsün isterim,

maviş

maviş bir şirin,
başlı başına şiirsin kadın,
yalan dahi olsan,
sana kanmak güzel,
bu kadar acı gerçeğin arasında,

örülü

saçların kıvrım kıvrım
kısa,
düz,
bazen örülü,
mevsimin yüreğine sokulup ısınmış,
ve şehrin en tepesine çıkıp zıplamış,
insanlığa,
boş bulunup kaçırmış umudunu,
peşine düşüp bir boğazda bulmuş kendini,
çiçeklerden taçlar yapmış,
çizgili pantolonlar edinmiş,
muhtelif caddelere kokusunu bırakmış,
ağaçlar yeşertmiş sevgisi
ve mevsim değiştirtmiş kalbi,

toros

dalları incecik bir ağaç
mevsime direnen,
lambası patlamış bir sokak lambası
karanlığa direnen,
uzan zaman önce sönmüş bir dağ
soğuğa direnen,
dönemin en çekicisi, şimdinin eskisi Toros
yollara direnen,
yer yer çatlamış yol
yağmura direnen,
ve otobüs camında ben,
kendine direnen,

müddet

bazı yaprakların önce yere düşmez,
bir müddet misafir olurlar
muhtelif yerler de,

20 Kasım 2016 Pazar

ip

daha sıkı tutmak için,
boşlayıp bırakmak gerek ipi,
muhtemelen bir el acıması
bir kol uyuşması sonucu..
sonbaharda yere düşen yaprakların,
ilkbaharda tekrar ağaçta yerini alması gibi

yol

yolumu tekrar bulabileyim diye,
ardımdan yerlere
kitap koya koya yürüyorum,
nasıl olsa alıp okumazsınız!
benim yolumu düzeltecek,
bana yol gösterecek
bir kişi bile yok içinizde,
bu yüzden korkmuyorum,
yürümekten,

vahşi

bir nakliye dükkanı açacak
silaha,
bir anıyı besleyecek
güce
sahip değilim,
vahşi, yırtıcı hikayelerim var benim,
kopan parçalarım var
kanayan yerlerim var
hepsi dağdan inmiş bir çakal sürüsüne ziyafet,
parçalanmış hayallerimden
tekrar parçalanıyorum
yalın ayak, bir başıma
parçadan bütüne gidiyorum,
uzanıyorum kumsalın en kızgın yerine,
meyvelerim düşmüş yerlere,
hepsi çürük,
dağılmış pazar yeri huzurum,
tuzlu sular basıyorum yaralarıma,
sonra gidip bir su tabancayla,
bütün kapıları vuruyorum,
elimde bir simitle
hayata
bakış açımı doyuruyorum,
ve kendimi öldürmeye,
ayaklarımdan başlıyorum,
patiklerimle,

şimdi

şu yerdeki yapraklar gibi solsam,
ah keşke doğsam yeniden,
güneşle,
ya paramparça geçmişe
ya da büsbütün geleceğe
ama
asla şimdiye değil,

17 Kasım 2016 Perşembe

sapan

ağaçlı ağaçsız dağlardan gelen
yoğun,
yorgun,
ezilmiş güllerle hüzünlü,
bazen neşeli,
asfaltı düz,
çizgileri kirli,
yüreği yaralı,
düşü kırık,
güzü saçma,
elinde sapan,
yer yer yağmurlu,
nitekim karlı,
aynası puslu,
cebi delik,
hasret dolu,
çorabı renkli ve dahi
sensizim,

13 Kasım 2016 Pazar

örümceklerin üzerimde ki
ağlar,
siz bilmezsiniz,
örümcekler de
ağlar,

12 Kasım 2016 Cumartesi

mevsim

mevsim kasım,
mevsim soğuk,
mevsim kalın bir fransız mantosu,
mevsim kısa saçlı,
uzaktan,
mevsim sen,
çok uzaktan,

şiir

elbette
tüm yaşanılanlar şiir,
gerçek hayatta
olmaz böyle,
bir takım
hüzünlü,
şeyler
ve daha da
şiir olunabilirdi
kalem
tükenmeseydi

devlet

aynası kirli,
hükümeti düşmüş bir devlet büyüğü
sakallı,
mütemadiyen,

karga

gökyüzü mahkumu bir karga,
yüzyıllık yalnızlık,
içinden,
keşke bir fil olsaydım da
bir su kenarında sıcak yaz günlerinde
hortumumla ıslanıp serinleseydim
der,
kafesine mahkum,
ziyaretçilerini
bekliyor,
kabuklu yiyecekle de olsa
geliniz

kadın

kadın,
küpelerin ne güzel kadın,
saçların ne güzel,
sen
ne güzelsin,
kadın,
kalbin nerede
kadın,

Erciyes

Erciyes,
beni sever,
çünkü Erciyes'e kar,
ben üşüdüğümde yağar
ve sen olsan olsan
Erciyes olursun,
bu şehirde

atkı

karşında bir ağaç gibi dimdik duruyorum,
bilirsin,
bu mevsim yapraklarımı ayaklarına seriyorum,
kimsenin okumaya cesaret edemediği kitapları sana okuyor,
sabah öğle akşam şiirini eksik etmiyorum,
ceketimi taşıyamadıkları için
bütün kapılarım harap,
ceketim hep elimde,
ve inanıyorum ki
bir elime seni
bir elime ceketimi verseler
aşağı yukarı böyle bir hayattan daha iyisi,
olurdu,
atkı ile boğmak istiyorum kendimi,
annemin patlıcanları gibi
kendimi ipe dizmek istiyorum,
kaç taneyim,
saymadım,
bilirim seversin patlıcanı,
oysa ben bir patlıcan bile olamıyorum,
perdeler çekiliyor dünyaya
günler delip geçiyor sırayla,
ben ise bir köşeden fotosentezle,
seni izliyorum,

kıvrım kıvrım

su gibi olmak isterdim,
bir akarsu yatağında gürül gürül,
insanların yüreklerine doğru
sokulmak isterdim
kıvrım kıvrım,
lakin ben bir gönülde
hem de sırılsıklam,
kurudum,
geri kalan yolu,
sürünerek,
kanayarak,
pıhtılaşarak,
gideceğim,

çocukluk

sen çocukluğumun en güzel parçası,
sen masumiyet müzem,
sen çikolatalı ekmeğim,
sen ilk bisikletim,
sen ilk sevdiğim
sen,
çocukluğum,

ateş

sana ateş olanı söndürürsen
ısınamazsın

aslan

aslan bile yıkılır kederden,
hani şu ormanın kralı dedikleri
aslan bile,

2 Kasım 2016 Çarşamba

kerpiç ev

ekmeğime katık ediyorum yaprakları,
sonbahardan kaçırıyorum,
gözüm doysun diye,
okyanusları içiyorum ,
bir kaşık su boyumu aşıyor,
leylasız diyarlardan geliyorum,
kimsenin ağlamasını görecek kadar 
yanımda olmasını da istemiyorum artık,
güneş ışıkları teğet geçiyor yüreğimi,
kerpiçten bir evde üşümemek için,
odun toplamaya gidiyorum,
mevsimsiz topraklara,
altı ay gündüz, altı ay yalnızım,

30 Ekim 2016 Pazar

deve kuşu

saçlarımdan dökülüyor yıllar,
koptukça her biri,
yitiriyorum
bir şeyleri,
insanları,
günleri,
sonra denize salıp huzurumu,
izliyorum bir tepeden,
boğuyorum ülkenin tatil cennetinde,
celladı oluyorum yaşamımın,
deve kuşu gibi
yerle bir olup,
toprağa gömüyorum başımı,

29 Ekim 2016 Cumartesi

yün

saçlarım uzamış,
sakallarım darmadağın,
yorgunum,
eski bir köy kasabasında dokunmuş,
keçi yününden bir battaniye ellerin,
ben şimdi,
ince bir örtü ile
üşüyorum,
soğuk
kış geceleri,

28 Ekim 2016 Cuma

cigara

kışı severdin,
soğukta cigaranı ellerini siper ederek yakardın,
konuşurken dudağında sigara ,
aşağı yukarı kıvılcımlar saçarak ilerlerdi,
konuştukların kalbime dokunurdu,
sanki salına salına uçan bir martıydın da
tüm şehir seni izlerdi
kış vakti,
gönlün güzel,
yüreğin yaralarla doluydu,
bir parça da benimle,
öyleydin işte,
bazen severdin,
konuşmayı severdin,
dinlemesini bilirdin,
insana,
insan olduğu için değer verirdin,
gözlerini kaybederek,
gülerdin

ışık

beni yüreğine öğrettikten sonra
daha fazla cümle içinde kullanmalıydın,
aklından geçerken takılıp düşmüşte olabilirim,
bilmiyorum
sözcüklerin geliyor aklıma
konuşurken ağznın aldığı şekli ve tatlılığı düşündükçe,
boynuna bir taşra kurup orada yaşamak istiyorum,
tanıdığım en güzel yabancısın,
cümlede ki ironi senin sayende güzel, bence, uzaksın,
seslenemicem sana
bilmiyorum nerede olduğunu,
ama yazabiliyorum,
bu güzel,
yüreğinle harmanla beni, ışık saç
saç ki
bulabileyim
seni,

24 Ekim 2016 Pazartesi

çatal

beklediğim tren gelmeyecek belki,
ama ben vazgeçmicem
tren raylarında fotoğraf çekilmekten
ve doğanın resmini çizmekten,
mütemadiyen ressamım bu sabah,
kahvaltı masamda,
bana maruz kalmayın,
rüzgar çıktığında önce kendinizi sakının,
tozdan tufandan,
tabi ki çatalla sadece yemek yenir,
ama olsun,
siz yine de saçmalayın,
benim tabelam söküldü yerinden
üstelik iki dükkan yanda falan da değilim,
müsvedde kağıttan yapılmış,
marinasız bir sandalım,
beklediğim yer de

çivi

duvardaki çiviye asıp kendimi,
takvim oldum,
her gün koparılıyorum,
bütün mektuplar isimsiz
hüzün kutumda,
bütün mektuplar,
boş,

23 Ekim 2016 Pazar

boğulmak

savrulmakta bir yere kadar
toprak olup gitmek kaderi,
ağaçtan düşen yaprağın,
boğulmak için,
ille de denize girmek gerekmez,
en çok karada boğulur da insan
ağaçlar arasında
yaşamaya çalışır,
insanla yaprak bu nokta da ayrılır,
birbirinden,

şarap

giriyorsa günaha
vardır bir sebebi şarap içen kadının,
eğer gecenin bu saatinde
almışsa eline kadehi,
vardır bir yarası şarap içen kadının,
ya da
sadece ve sadece
şarap içiyordur kadın,
sessiz,
sebepsiz,

21 Ekim 2016 Cuma

yetmedi,

İnsanoğlu kendini hayata bağlayamadı, nefesi, yemesi, içmesi, doğa ve canlı tabiatını çekici bulmadı. Kendine yeni uğraşlar edinmek istedi.
Göğüs kafesinde kapı tıklaması sesi yapan bir organ ile bu görev hakkında konuşuldu ve denilene göre kalbin bütün nazı çekilecek tercih ona ait olacaktı.
Sevgi adında bir his attı ortaya. ilk önce kendisine sebep olanı düşündü.
Yaratıcısına duyduğu o sonsuz sevgi.
Yetmedi
Sonra annesine babasına aynı duygudan göz kararı iliştirdi.
Yetmedi.
Aynı miktarda nefes alıp vermiş, kendisinde olan ruhsal ve fiziksel değişikleri aynı anda yaşamış canlı türüne gelmişti sıra; ARKADAŞLIĞA kalp işini çok iyi yapıyordu, titizlikle başardı bunu da.
Yetmedi.
Arkadaşları arasında belli bir sınıflama yapması gerekiyordu, DOSTU keşfetti, aynı düşüncelerin paylaşılmasına ortak olan bir kavramdı bu.
Yetmedi.
Sonra nasıl olduğunu bilmeden AŞK çıktı ortaya, diğer her şeyi unutup dünyaya gelme sebebini buna bağladı insanoğlu. Mutluluk kavramıyla yoğurduğu bu tutku ile yüzyıllar boyunca yaşadı.
Yetmedi.
Doyumsuz bir iştaha sahipti.
Hali hazırda olan şeyleri yıkmayı, daha çok sevdi.
Buna da NEFRET dedi.
Yetmedi......
İnsanoğlu hiç bir şeye ayak uyduramadı, tanrı tahammül edemeyip dünya ile iletişimini sonlandırdı. Bu ÖLÜM'dü.
İşte ölüm, insana bir ömür yetti.

20 Ekim 2016 Perşembe

mandalina

belimi büktü yokluk,
deste deste diziyorum yalnızlığımı,
ben sisli soğuk havalarda pek üşümem aslında,
ama böyle havalarda yakar belediye,
kurduğum bütün cümleleri bir sokak lambasıyla,
üstelik buna çare olucak üç haneli telefon numarası bile yok.
geceleri kara çarşafa dolanmış faişe bir kadın karakteri oynayan sözde kocaman şehrin
çıktığım bütün sahnelerin de
kapalı gişe oynadım,
kalabalıktı adımlarım,
uğultuluydu kulaklarım,
ve ben kaçmak için onlardan,
hep acil çıkış kapılarını kullandım,
derdimin devasını kaybettiğim yerde
bir kedi bir köpekle kavga etti,
ve geçtiğin yoldan kokunu içime çeke çeke geçeli
sadece bir kaç dakika oldu,
çantamda,
bir kitap,
bir mandalina,
bir de sen
ile,

taşra

taşramın bütün gecekonduları yıkılıp
damları yerle bir oldu
özenle dizdiğim arnavut kaldırımları
yerlerinden söküldü,
bir şarkı garip kaldı,
yoruldum savrulmaktan
bu koca koca taş yapılar bana göre değil,
kurtar beni,
ruhumu ayakta tutan beton duvarlara
dinamit koyup,
yerle bir et beni,

17 Ekim 2016 Pazartesi

olmadık,

kozasını dolduramayan bir kelebekle,
içine sığmayıp, içinden taşan bir kaplumbağa,
olmadık yerde
olmadık zamanda
olmadık şehirde
olmadık insanlar
arasında
kayboldular,

12 Ekim 2016 Çarşamba

biz,

biz,
sevdiğini avucunun, yüreğinin
sıcaklığında tutamamış,
açık konuşmak gerekirse
bu işi becerememiş,
üstesinden gelememiş
adamlarız,
biz,
cenaze namazının kalabalığı
mevsime göre şekillenen
bir toplumun çocuklarıyız,
biz,

yokuz,

10 Ekim 2016 Pazartesi

saygı

Her şey gibi saygıyı da yarım yamalak,
geçiştirilmiş bir kahvaltı gibi
ayaküstü yapıyoruz.
Saygıyı bir makama indirgemek haksızlık gibi geliyor bana
sonbaharda düşen yaprağa,
ilkbaharda açan çiçeğe,
yazın yetişen domatese
saygın yoksa
yaşama bence!
saygıyı bir müdüre indirgemek haksızlık gibi geliyor bana
sokakta dolaşan kediye,
havada uçan kuşa,
rızkını toprakta arayan karıncaya
saygın yoksa
yaşama bence!
saygıyı bir sevgiliye indirgemek haksızlık gibi geliyor bana
yerleri süpüren kişiye,
toplu taşımadaki engelli vatandaşa,
cami duvarında ki boyacı amcaya
saygın yoksa
yaşama bence!
başta kendine,
seni doğuran annene,
seni doyuran babaya,
kapı komşuna,
eli bastonlu dedeye,
gözü yaşlı şehit annesine
saygın yoksa yaşama bence!

yaprak

ruhun çiçek,
iklimin yok,
suya, minarele ihtiyacın yok,
her seferinde kökünü kazısanda,
her seferinde kurusanda,
yine filizleniyorsun,
renksiz, kokusuz, arsız
yabani bir çiçek gibi,
hiç bir terra rossa kabul etmez seni,
barınamazsın,
yüreğimden başka,
ben ise
gönlünden düşen bir yaprak olmuşum,
mevsimlerden olsa gerek,
olsun,
yine baharlar gelir,
yine çiçek açarım,
gönlün de,

7 Ekim 2016 Cuma

şair

hayatta hiç gitmeyeceğim bir yer de gördüm
benden yıllarca önce yaşamış şiirler yazmış ve ölmüş olan şairin dizelerini
ölüm sebebi verem,
orada yalnızdım ve ondan başka kimsem yokmuş gibiydi,
onun acısını benim acıma katarak hissettim
ve onunla beraber sanırım
bende oracıkta,
bir başıma
öldüm

karanfil

Cebindeki son parasına sigara aldı, durağa değil de evine doğru yola koyuldu. Dumanı soluya soluya giderim ne de olsa hava iyi diye avuttu kendini, oysa soğuktan titriyordu. O zamana kadar öyle üşümemişti. Çünkü bütün hüznünü, kinini belki de hırsını o masa da kalan adamda bırakmıştı, artık çırılçıplaktı ruhu, üstünde bir montu bir gömleği birde teni kalmıştı, sigarasını yakacak gibi oldu bir teyzenin gözleri deldi geçti ciğerini, köşe bir yer buldu, izmaritlerle desenler çizilmişti, bütün delik ciğerler, bütün yıkılan hayaller o köşede mevcuttu, karanfili severdi, yakmadan biraz evvel sigaranın ucuna karanfilini koydu, elleri üşüyor ciğeri yanıyordu. Yüzü gülüyordu, uzun zamandır yapmak isteyipte yapamadığı bir şeyi sonunda yapabilmişti, bunun verdiği cürret ve sevinci sigarasına sarıp yaktı, şehrin kirli havasına katkı sağladı. Diğerlerinin aksine izmariti çöp kovasına attı, takdire şayan bir tavırla yola koyuldu, hava kararıyor, yalnızlığı da yanında seyrediyor, trafik yoğun, ışıklara uymayan araç ve yayalar, okul servislerinden inen çantaları boylarından büyük çocuklar umurunda olmadan ilerliyor, üşüdüğünü de düşünmemeye çalışarak yürüyordu, ev daha uzaktaydı, yürüyor ve soğuğu hissediyordu. Eve geldi. Yemek yok, hazırlanması gerekiyordu. Onun psikolojisi evde sökmezdi. Hani cümlelerine nazaran elleri lezzetliydi, sofra kalktı, çayı da demledi. Çekildi odasına.
Vazgeçmişti, istediği kitaplar yanında, sigarası yanında, şiirleri, şarkıları, ruhu yanıbaşındaydı ama acı çekiyordu. Evet acı. Turçusu kurulsa hani, kaç tane yiyebilirsin diye iddaaya girilebilecek türden, evin karşı duvarında ‘’insan korkusunu topraktan alır, toprak ise kokusunu insandan’’ yazıyordu, bu yazıya son kez güldü, son kez baktı adamın resimlerine birini de yanına aldı, birkaç kitap, bir daha haber alınamadı,
gitti, adamdan, kendinden, ruhundan, hayattan…

vagon

bencillikle vefa arasında gidip geliyorum
istiklal de ki eski bir vagonla,
içimde insanlar taşıyorum
içimden insanlar taşıyor,
yeryüzünde bir su kaynağı bulmak için derine inmek gerekir,
o kara makinayı vücudumun bilmem kaç kat altına itiyorum da,
bir damla çıkmıyor yüzeye,

6 Ekim 2016 Perşembe

01.11

hortumlu bir karanfilin üzerinden atlayan kurbağa ile ilk öpüşmemizde
bir aile kanal değiştirdi,
evin tabloları ilk o zaman incelendi
ve duvarda ki takvimin ertesi günü doğum günümdü
çivi çakmayı da oldu olası beceremezdi,
saat yamuk duruyor...
sonbaharla birlikte bende yerlere saçıldım,
bahar temizliği gerekli sanırım yüreğime,
her şiir de geçmese olmaz bu
et parçası,
bir şehrin meydanı gibi,
bir avm'nin tuvaleti gibi,
bir stadın sahası gibi,
bir evin neşesi gibi,
bir arabanın yakıtı gibi,
olmazsa olmaz bu yürek denilen meret,
hortumlu bir karanfil kurudu bu yürekte,
üzerinden atlayan kurbağa öldü
ve duvardaki yamuk saat 01.11 de durdu,

usül

esnerken yaşaran gözlerimle selamlıyorum geceyi,
gökyüzünü misafir ediyorum ruhumda,
yıldızları ters çeviriyor,
ay'ın eline domates ekmek veriyorum oyalansın diye,
yürek çarpıntıma iyi gelen yüzünü
görmezden geliyorum,
aklımı bilmem kaçıncı haftanın futbol fikstürü ile meşgul ediyor,
duygularımı ülkenin en ünlü pop müzik kanalı ile
allak bullak ediyorum,
yürüyeyim diye koyulduğum bazı yolları olur da sana çıkar diye değiştiriyorum,
olurda gündüzleri seni görürüm diye kuş sesleri ile buluyorum yönümü,
el yordamıyla,
usulüyle,
edeple,
gelenek ve göreneklere uyarak,
haddimi bilerek,
yerimi bilerek,
seni seviyorum,

5 Ekim 2016 Çarşamba

boş

çok alakasız ve lakayiğiz hayata karşı,
boş konuşuyoruz, çok boş konuşuyoruz,
doğru yaptığımız şeyler çok az,
hislerimizi doğru kullanmıyor, sağa sola saçma sapan duygular savuruyoruz,
eleştiriler, sitemler..
insanlığımızdan uzaklaştıkça, daha da batacağız

2 Ekim 2016 Pazar

ayna

şimdi hemen gidip bir günahtan daha kurtulmalıyım
sesimi eğitip, sana şarkılar söylemeliyim
ormanın kralı,
evimin direği,
derde deva olmalıyım,
ağaçtan bir ev yapıp tüm anıları içine atıp
yakmalıyım,
açık kapıları kapatmalı,
kış için hazırlanmalıyım,
belli ki
çetin geçecek...
bütün bunlar olurken
sen yine arkanı dönsen bana
dört bir yanı ayna olan odalarda

1 Ekim 2016 Cumartesi

Dar alanda kısa paslaşmalar

"Ne kadar acı çekersen çek şunu hiç unutma çizilecek bi yer hep vardır ve çizecek bi yer. Ressam olur bazıları başkalarının kalbini kazıya kazıya ya da resim olurlar senin gibi kazına kazına."

hikaye mi?

alıp götüremedi beni dalga,
hani tutup kolumdan,
kalakaldım
toprağın üzerinde;
çürümeye mahkum,
maviye tutkun,
yoğurt kovalarından saksı yaptı, kadın
yeterki büyüsünler,
gerekirse yüreğimi bile saksı yaparım onlara, dedi
bir uçurum köşesinde,
yeşil bir çizgidir doğa,
maviyle arama çekilen,
ah şu durgun halime ağır gelir mi ölüm?
intiharın düşüncesi dahi öldürür,
bazı şeyleri
ama beni değil,
evet evet beni değil,
ne yazık ki...
gece çökmüş üzerime
yıldız değil görünen,
yağmur damlası,
camda,
gönlümü siper etmiş sabrıma,
bekliyorum,
akrepin yelkovanı yakalamasını,
bir bakıyorum sağıma soluma,
bir gece lambası,
bir de ben,
bu hikaye de
netliğini yitiriyor her şey,
görünmeyenler, görünenlerden daha az tehlikeli mi?
bilmem,
ama öğrendim,
bir savaşta ve veya bir yangında,
önce kadınlar ve çocuklar,